“Daha öncesinde ona o kadar çok anlam yüklemişim ki, şimdi bir boşluğa düştüm. Aslında ben hala aynı benim bir fark yok ama bir devir kapandı benim için ve yeni bir seviye açıldı.” Böyle dedi onlar. Onlar ne aynı cinsti ne de aynı zihin dünyasından geliyorlardı. Tamamen farklı ve bir o kadar da sıra dışılardı aslında.

Bugüne kadar insanların ortak özelliklerine dair ne zaman bir soru alsam hep aynını derdim, “herkesin, hemen hemen herkesin, fiziki özellikleri benzerdir, akıl verilmiştir ve benzer olan yegâne şeyler de bunlardır.”. Ancak bu fikrim bugün değişmiş durumda. Bizi bir yapan ve insan grubuna dahil eden şeyler sadece fiziki değil bir zihni neden de mevcut. Doğduğumuz yerler farklı olabilir, kültürlerimiz aynı olmayabilir ve tüm bunlar bizlere farklı dünya görüşleri vermiş vaziyette de olabilir. Ama bir şey ortak o da kendimize tabular yapma konusundaki hırsımız ve farkında olmadan kendimize karşı duvarlar örmeye olan eğilimimiz.

İnsanlar biriktirdim, farklı coğrafyalardan ve farklı kültürlerden. Renkli bir çevrem olsun dedim. Renkli bir çevrem olsun ki ben zihnen karanlıkta kalmayayım. Her dilden her dertten anlayayım ve onlara karşı bir fikrim olsun. Karşı çıkmak için değil onları da kapsamak için bir fikrim olsun istedim. Ben bir lider olmak istedim aslında ama farkında olduğum nüans dahilinde bir lider olmak istedim. Artık bir ülkenin ya da bölgenin lideri olmuyorsunuz, olamıyorsunuz. Gerçek bir lider olmak için kapsayıcı olmanız bekleniyor. Göçmenlik hayatımızın normlarından birine dönüştü. Savaştan dolayı yer değişenlerden tutun da iklimden dolayı göç edenlere kadar yelpaze çok genişledi. Ve siz bir bölge lideriyken onlar gelir ve siz onları anlayamaz ve dahil edemezseniz içinde olduğunuz sisteme, işte o zaman bir lider değil sadece bir idarecisiniz demektir. Ben bir lider olmak istiyorum. Sorunumu sadece aynılıklar taşıdığım insanlar üzerinden şekillendirmek istemiyorum. Bu zaten sahip olduğum birikintilerin sadece sayısal olarak dahasına da sahip olmak demektir. Ben çeşitlerin, farkların ve uyuşmazlık olarak görünenlerin oluşturduğu muhteşem mozaiğin mimarı olmak istiyorum. Altına imza atacağım şeyin benden fazlası olmasına da tam bu nedenle talibim. Ve bu nedenle farklısın diyerek değil birbirimize daha çok aşina olmalıyız diyerek çıktım yola ve insanlar biriktirdim. Her yaştan, her ırktan ve her akıldan.

Ve insanların ortak özelliklerine dair olan soruya verdiğim cevap bu sayede değişmeye başladı. Ben amacımı belirleyip insan kazanmaya başladıkça etkileşimlerimi artırdıkça gördüm. Daha net ve sağlam idrak ettim. İnsanlar sadece akıl taşıyan ve fiziken, hemen hemen, birbirini andıran varlıklar değiller. İnsanların temel ihtiyaçları da kesişiyor, eğilimleri de. Eğilimlerin kesişmesinden doğuyor zaten ortak ihtiyaçlar. Ve bu eğilimler kesiştikçe herkes kendince ama aslında aynı şeyi yaratıyor, Tabular.

Bilmem katılır mısınız? İnsan dünyaya geldiğinde boş bir levhadır aslında sonrasında deneyimleyerek kazanımlar elde ediyor görüşüne. Ben tamamen olmasa dahi büyük bir haklılık payı olduğuna inanıyorum bu görüşün. Ve bu levhanın içerisinde insan kendine durmadan bir çizgiler grubu çıkarıyor. Sağından, solundan yahut tepesinden bir çizgi çiziyor ve o çizginin ötesini kıyamet addediyor. Sonrasında o çizgi ötesinde yaşayanlara ve yaşananlara karşı öfke duyuyor ya da gizemli bir havası olduğuna inanıp kendini kaptırıyor ve içten içe çizgi gerisinden kendini dışlanmış hissediyor. Peki neden? O çizgiyi sen çektin, aynı şekilde çekmeyedebilirdin yahut kalın bir çizgi yerine görece daha ince bir çizgi de çekebilirdin. Bunu düşünmek gerek işte. Gerçekten o çizgileri bizler mi çıkardık yoksa dünyaya boş gelmemize rağmen idrak etmeden bazı noktaları kopya mı ettik? Taklitlerden mi ibaret acaba? Taklitlerden ibaret olan noktalar bize hiçbir aşamada bir fayda sağlamayacak. Bunu anlamak ve idrak etmek değerli olacak bizim için. Ben bunu gözlemledim. İnsanlar eğer o tabloyu kendileri değerlendirerek, düşünme mesaisi harcayarak çiziyorlarsa pişman olmuyorlar. Ancak çizgiler kopyalanmış hareketlerse önce o çizgilere çok anlam yüklüyorlar ardından dayanamayıp o çizgileri geçiyorlar ve pişman oluyorlar. Bazen de hayatın anlamını yitirdiklerini düşünüyorlar. Çağrım vardı benim bir önceki yazıda yapmış olduğum. Bu çağrıyı devam ettireceğim beni gördüğünüz birçok aşamada ve alanda. Şimdi de genişletiyorum ve diyorum ki “gelin tabuları yıkalım, tabu ötesinde olanlarla oturalım ve konuşalım. Dertlerini anlayalım, deneyimlerinden faydalanalım ve çizgileri çizmeye karar verirsek ötesinde duranlara saygı duyarak ve onlarla iletişim içerisinde olarak çekelim çizgileri.” Bu bir çağrıdır. Birbirimizi anlamaya ve renklerimizi artırmaya yönelik bir çağrıdır. Bu çağrıya kulak veren herkesten isteğim hiç girmediği mahallere girsinler kendi mahallelerinden çıksınlar. Çıkarken yargılarını ve kin yahut varsa öfkelerini kenara koysunlar da çıksınlar. Bir arada olacağımız ve daha da güçlü çıkacağımız güzel günlere selam olsun. Görüşmek üzere başka satırlarda sevgili okur. Kendine dikkat et.

Kategoriler: Kültür

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir